OLGU SUNUMU

J Curr Pediatr 2008; 6: -
Makale Geliş Tarihi:
Makale Kabul Tarihi:
*

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Ankara

**

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon BD, Ankara

***

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji ve Ramatoloji Ünitesi, Ankara

****

Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi, Pediatrik Enfeksiyon Hastalıkları Ünitesi, Neonatoloji Ünitesi, Ankara

*****

Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi, Ankara

Pseudomanas Endokarditi; Zorlu Düşman: Bir Olgu Sunumu - POSTER: 31

İnfektif endokardit kalbin endokardiyal yüzeyinin enfeksiyonudur. Bugün hala tedavideki yeniliklere rağmen yüksek mortalite ve morbidite oranına sahiptir. Stafilokok ve streptokok gibi gram pozitif mikroorganizmalar en sık rastlanan etkenlerdir. Pseudomonas aeruginosa ise literatürde çok nadir olarak rapor edilen bir etkendir. Genel olarak, gram negatif basiller endokarditlerin %5.3 ile % 12’sinden sorumludur. Pseudomonas endokarditi sıklıkla kalbin sağ tarafını etkiler ve intravenöz ilaç kullananımı en bilinen risk faktörüdür. Ayrıca, kardiak cerrahi, P. aeruginosa bakteriyemisi, santral kateter kullanımı, prostetik kalp kapakçığı, hemodiyalize giriş pseudomanas endokarditine zemin hazırlayan diğer durumlardır. Günümüzde P. aeruginosa endokarditi tedavisi ve süresi tartışmalıdır ve hala bu konuda birlik sağlanamamıştır. Biz, mütakip kereler cerrahi ve farklı antimikrobiyal kombinasyon tedavisi alan açık kardiak cerrahi sonrası P. aeruginosa endokarditi gelişen vakamızı, tedavi güçlüğünü ve uzun süreli tedavinin önemini vurgulamak için dikkatinize getirmek istedik.
2 yaşında erkek hastaya Fallot tetralojisi (TOF) nedeni ile VSD için yama kullanılarak tam düzeltme operasyonu yapılmış. Post-operatif 7. gün ateşleri yükselen hastanın yapılan ekokardiyografisinde (EKO) vejetasyon saptanmadı ve ampisilin-sulbaktam ve amikasin tedavisi ampirik olarak başlandı. Alınan kan kültüründe Pseudomonas aeruginosa üremesi üzerine antibiyotik tedavisi meropenem ve amikasin olarak değiştirildi, sonraki kan kültürlerinde üremesi tespit edilmeyen hasta 28 günlük tedavi sonrası taburcu edildi.
İki ay sonrasında ateş şikayeti ile yeniden başvuran hastanın yapılan EKO’sunda yama üzerinde vejetasyon tespit edilmesi üzerine vankomisin, seftazidim ve netilmisin ampirik olarak başlandı. Kan kültüründe tekrar P. aeruginosa üremesi sebebiyle seftazidim tedavisi meropenem ile değiştirildi. 3. haftada vejetasyon devam etmesi nedeniyle tedaviye siprofloksasin eklenen hasta tedavinin ikinci ayında opere edilerek yama değiştirildi ve triküspid kapak üzerinden vejetasyon temizlendi. Kan kültürlerinde üremesi tekrarlamayan, 34 gün daha meropenem, siprofloksasin ve aminoglikozit tedavisi alan hasta taburcu edildi.
Taburculuktan bir ay sonra tekrar ateşi yükselen hastada sağ ventrikülde vejetasyon tespit edildi. Ampirik olarak meropenem ve amikasin başlanan hastanın kan kültüründe tekrar P. aeruginosa üredi. Amikasin, seftazidim ve siprofloksasin kombinasyonuna geçilen hasta opere edilerek vejetasyonlar temizlendi ve kültürlerinde üreme olmayan hasta 68 günlük antibiyotik tedavisi sonrası taburcu edildi. Altı aylık izlemde şikayetleri tekrarlamadı.
P. aeruginosa tedavisi halen tartışmalıdır. Medikal tedavi tek başına kullanılabilmektedir ve uzun süreli olması önerilmektedir. Ancak sıklıkla etken eradike edilemediği için cerrahi tedaviye ihtiyaç duyulmaktadır. Bizim vakamızda olduğu gibi cerrahi tedavi sonrası uzun süreli antipseudomonal tedavi verilmesi kısa süreli tedaviden daha etkili olabilir. Çocukluk çağında kinolonlar kısıtlı olarak kullanılabilmektedir, ancak bizim vakamızda olduğu gibi pseudomonas endokarditi, kistik fibrozis ve komplike üriner sistem enfeksiyonlarında alternatif ajan olarak kullanılabilir. P. aeruginosa endokarditi yüksek mortalite ve morbiditeye sebep olmaktadır. Tanının en kısa sürede konarak uygun tedaviye başlanması çok önemlidir.

Anasayfa Arşiv Arama Menü