ÖZGÜN ARAŞTIRMA

J Curr Pediatr 2011; 9: 110-115
Makale Geliş Tarihi:
Makale Kabul Tarihi:
*

Darende Devlet Hastanesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü, Malatya, Türkiye

**

Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Sivas, Türkiye

***

Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı, Sivas, Türkiye

****

Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Nöroloji Bilim Dalı, Sivas, Türkiye

Tekrarlayan Febril Konvülziyonlu Çocuklarda Serum Selenyum Düzeylerinin Değerlendirilmesi

Giriş: Febril konvülziyon (FK), altı ay beş yaş arası çocuklarda merkezi sinir sistemi (MSS) enfeksiyonu, elektrolit dengesizliği, MSS’ni doğrudan etkileyen hastalıklar ve afebril konvülziyon öyküsü olmaksızın nörolojik olarak sağlıklı çocuklarda görülen ateşle birlikte ortaya çıkan konvülziyonlar olarak tanımlanmıştır. Çalışmamızda tekrarlayan FK geçiren hastalardaki serum selenyum düzeylerini belirleyerek, tekrarlayan FK ile ilişkisini tespit etmeyi amaçladık.
Gereç ve Yöntem: Tekrarlayan febril konvülziyon tanısı konan 61 çocuk olgu çalışmaya alındı. Aynı tarihler arasında pediatri polikliniğine rutin takip için başvuran ateş ve konvülziyon öyküsü olmayan 54 sağlıklı çocuk kontrol gurubu olarak seçildi. Çalışma ve kontrol grubundaki hastaların serumlarında atomik absorbsiyon spektrometri cihazında hidrür oluşturma yöntemi ile serum selenyum düzeyleri ölçüldü.
Bulgular:
Tekrarlayan FK olgularında ortalama serum selenyum düzeyi 67,10±8,87 µg/L, kontrol grubunda 81,99±13,13 µg/L olarak saptandı. Serum selenyum düzeyinin tekrarlayan FK olgularında kontrol olgularına göre daha düşük olması istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05).
Sonuç: Tekrarlayan FK’lu olgularda serum selenyum düzeylerinin düşük bulunması, bu eksikliğin nöbetleri başlatabileceğini veya nöbetlerin tekrarlamasına neden olabileceğini düşündürmektedir. Ancak daha ileri araştırmalara ihtiyaç vardır. (Güncel Pediatri 2011; 9: 110-5)

Giriş
Febril konvülziyon (FK), altı ay beş yaş arası çocuklarda merkezi sinir sistemi (MSS) enfeksiyonu, elektrolit dengesizliği, MSS’ni doğrudan etkileyen hastalıklar ve afebril konvülziyon öyküsü olmaksızın nörolojik olarak sağlıklı çocuklarda görülen ve ateşle birlikte ortaya çıkan konvülziyonlar olarak tanımlanmıştır (1,2). Çocukluk çağının en çok görülen konvülzif hastalığıdır. En sık görülen yaş aralığı 14-18 aydır. Yedi yaşına kadar çocukların %3-4’ü en az bir kez FK geçirir. FK’lar tüm çocukların %2-5’inde görülmektedir (3-5).
FK’un patogenezi tam olarak bilinmemektedir. Tüm çocuklar ateşlendiği halde neden sadece bazılarında konvülziyon geliştiği konusuna açıklama getirilmeye çalışılmıştır. Çalışmalarda FK’lu çocuklarda interferon-α, nöron spesifik enolaz yüksekliği; tiroid stimüle edici hormon, prolaktin, büyüme hormonu ve kortizol düzeylerinde düşüklük, santral termoregülasyon bozuklukları, MSS olgunlaşmasında gecikme, eksitatör aminoasitlerde artma, demir eksikliği anemisi ve çinko eksikliği tespit edilmiştir ancak bütün bunların FK patogenezindeki rolleri halen tartışmalıdır (6).
Son yıllarda MSS’de eser elementlerin fonksiyonları üzerinde yapılan çalışmalar bu elementlerin MSS’de nörotransmitter ve aerobik metabolizmasında önemli rol oynadıklarını göstermiştir. Selenyum, esansiyel bir eser element olarak tanımlandıktan sonra Rostruck ve arkadaşları (7) tarafından glutatyon peroksidaz (GSH-Px) enziminin bir parçası olarak selenyumun antioksidan özelliği olduğu gösterilmiştir. Nörolojik hastalıklarda oksidatif hasar ve antioksidan savunma sistemlerindeki değişiklikler sonucu artan lipid peroksidasyonunun epilepsi ve nöbet patogenezinde rol oynayabileceği savunulmuştur. Oksidatif hasarın ve antioksidan savunma mekanizmalarının azalmış aktivitesinin nöbet riskini arttırabileceğini düşündüren veriler mevcuttur (8-10). İnsan için önemli bir antioksidan olan selenyumun çocukluk çağı epilepsilerinde özellikle de dirençli epilepsilerle ilgili yapılan çalışmalarda normal çocuklara göre düzeyleri düşük bulunmuş ve ileriki tarihlerde selenyumun epilepsi tedavisine girebileceği savunulmuştur (11,12).
Çalışmamızda, tekrarlayan FK geçiren hastalarda serum selenyum düzeylerini belirleyerek, selenyum düzeylerindeki değişiklikleri değerlendirmeyi ve selenyum düzeyi ile tekrarlayan FK arasındaki ilişkileri tespit etmeyi amaçladık.
Gereç ve Yöntem
Haziran-Aralık 2008 tarihleri arasında Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi pediatri bölümüne ateşli dönemde konvülziyon geçirme şikâyetiyle başvuran ve tekrarlayan febril konvülziyon tanısı konan 61 çocuk olgu çalışmaya alındı. Aynı tarihler arasında genel pediatri polikliniğine rutin takip için başvuran ateş ve konvülziyon öyküsü olmayan 54 sağlıklı çocuk kontrol grubu olarak seçildi.
Hastaların demografik verileri, nöbet başlama yaşı, neonatal nöbet öyküsü, ailede nöbet öyküsü, antiepileptik ilaç kullanma öyküsü, nörolojik ve fizik muayene bulguları, EEG ve radyolojik inceleme bulgularını içeren bir anket formu tüm febril konvülziyonlu hastalara uygulandı. FK tanısı; FK geçirme yaş aralığında (6 ay-5 yaş) olması, konvülziyonun ateşli dönemde görülmesi, MSS enfeksiyonu klinik bulguların olmaması, konvülziyona neden olabilecek elektrolit veya diğer metabolik bozuklukların saptanmaması daha önce afebril konvülziyon geçirmemiş olması ve epilepsi öyküsü olmaması ile konuldu (13). Tekrarlayan FK tanısı; 24 saat içerisinde geçirilen tüm konvülziyonlar tek konvülziyon kabul edilerek en az iki konvülziyon geçirmiş olması ile konuldu. Tekrarlayan FK’da, konvülziyon yapabilecek diğer metabolik bozuklukları ayırt edebilmek için tam kan sayımı, kan şekeri, kan üre azotu, kalsiyum, sodyum, potasyum ve fosfor düzeyleri çalışıldı, anormallik saptanan çocuklar çalışmaya alınmadı (13). Ayrıca selenyum tükenmesinin bazı klinik işaretleri olabilen; miyopati, kardiyovasküler hastalık, karaciğer fonksiyon bozukluğu, saç depigmentasyonu, tırnak yatağında beyazlaşma ve anemi gözlenen olgular çalışma dışı bırakıldı. Nöbet; fokal, 15 dakikadan daha uzun süren veya multiple (24 saatte birden fazla nöbet olması) özellikteyse komplike febril konvülziyon (KFK), eğer nöbet jeneralize, 15 dakikadan kısa ve 24 saat içinde tekrarlamazsa basit febril konvülziyon (BFK) olarak tanımlandı (13). Epileptik tek bir nöbet aktivitesinin 30 dakikadan uzun sürmesi veya nöbetler arasında bilincin açılmadan tekrarlaması febril status olarak değerlendirildi (13). Kontrol grubu ailesinde veya özgeçmişinde konvülziyon öyküsü olmayan, büyüme ve nöromotor gelişimi normal olan, fizik muayenesinde patolojik bulgu saptanmayan; tam kan sayımı, kan şekeri, kan üre azotu, kalsiyum, sodyum, potasyum, fosfor ve C-reaktif protein düzeylerinde anormallik olmayanlardan seçildi. Çalışma ve kontrol grubundaki hastalardan 12 saatlik açlık sonrası sabah 9-11 arası, düz tüpe 2 cc kadar kan alınıp santrifüj edildi, serum tüm örnekler toplanana kadar etiketlenerek -70 oC’de muhafaza edildi. Atomik absorbsiyon spektrometri cihazında hidrür oluşturma yöntemi ile serum selenyum düzeyleri ölçüldü. Serum selenyum düzeyi cinsiyet, yaş, sigara ve çevresel faktörlerden etkilense de diyetle alınan selenyumun en temel göstergesidir. Plazma selenyum düzeyi sağlıklı süt çocukları ve daha büyük çocukların çoğunda 50-150 µg/L aralığında değişmektedir (7,14). Çalışmadan elde edilen veriler Statistical Package for Social Sciences (SPSS) for Windows 14,0 adlı standart programa kaydedilerek değerlendirmeleri yapıldı. Değerlendirmede, Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis testi ve Ki-Kare testi kullanıldı. Elde edilen verilerin p<0,05 değerleri anlamlı olarak kabul edildi. Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu tarafından onaylanan çalışmamız Helsinki Deklarasyonuna uygun olarak yapıldı.
Bulgular
Tekrarlayan FK tanısı ile 61 olgu çalışmaya alındı. Kontrol grubu 54 olgudan oluşmaktaydı. Tekrarlayan FK’lu olguların ortalama yaşı 28,52±14,82 (6-60) ay iken kontrol grubunun 29,90±15,88 (6-60) aydı. Her iki grubun yaşları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p>0,05).
Tekrarlayan FK grubunda 35 (%57,4) erkek, 26 (%42,6) kız olgu, kontrol grubunda 29 (%53,7) erkek ve 25 (%46,3) kız olgu mevcuttu ve her iki grup arasında cinsiyet açısından istatistiksel anlamlı fark yoktu (p>0,05), (Tablo 1).
Tekrarlayan FK’lu 61 olgunun ortalama serum selenyum düzeyi 67,10±8,87 µg/L, kontrol grubundaki 54 olgunun 81,99±13,13 µg/L olarak saptandı. Serum selenyum düzeyinin tekrarlayan FK olgularında kontrol olgularına göre daha düşük olması istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,001), (Tablo 1).
Hasta ve kontrol gurubu kendi içlerinde kız ve erkek cinsiyete göre ortalama serum selenyum düzeyleri açısından karşılaştırıldı ve istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (sırasıyla, 66,27±7,72, 67,71±9,70; 83,71±13,65, 80,51±12,72 µg/L, p<0,05), (Tablo 1).
Tekrarlayan FK’lu 61 olgu basit ve komplike FK olarak iki guruba ayrıldı ve basit FK’lu 32 olgunun ortalama serum selenyum düzeyleri (67,66±9,54 μg/L) ile komplike FK’lu 29 olgunun ortalama serum selenyum düzeyleri (66,47±8,19 µg/L) arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p=0,607), (Tablo 2).
Tekrarlayan FK’lu olguların 20 tanesi antiepileptik ilaç kullanıyordu ve bunların ortalama serum selenyum düzeyleri (64,81±7,25 µg/L) ile antiepileptik kullanmıyan 41 olgunun ortalama serum selenyum düzeyleri (68,21±9,44 µg/L) arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p=0,203) (Tablo 2). Ayrıca antiepileptik tedavi başlanan febril konvülziyonlu 20 hastamızın; 2 yaşından küçük 8 tanesine antiepileptik tedavi olarak fenobarbital (5 mg/kg/gün), kalan 2 yaşından büyük 12 hastaya da valproik asit (20 mg/kg/gün) verildi.
Tekrarlayan FK’lu olgulardan, EEG patolojisi saptanan 10 olgunun ortalama serum selenyum düzeyleri (65,78±7,96 µg/L) ile EEG patolojisi saptanmayan 51 olgunun selenyum değerleri (67,35±9,09 µg/L) arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p=0,579) (Tablo 2). EEG patolojileri; 10 hastanın 2’sinde yaygın aktif epileptik deşarjlar, 6’sında bilateral fronto-temporo-pariyetal bölgelerde keskin-yavaş dalga aktivitesi, 2’sinde bilateral temporo-pariyeto-oksipital bölgelerde trifazik keskin, keskin-yavaş dalga aktivitesi şeklindeydi.
Febril statusa giren 11 olgunun ortalama serum selenyum düzeyleri (68,30±7,83 µg/L) ile statusa girmeyen 50 olgunun ortalama selenyum düzeyleri (66,83±9,13 µg/L) arasında anlamlı fark yoktu (p=0,459), (Tablo 2).
Nöbet sayılarına göre olgularımız değerlendirildiğinde; 2 kez konvülziyon geçiren 30 olgunun ortalama serum selenyum düzeyileri (67,63±8,89 µg/L) ile 3-5 kez konvülziyon geçiren 24 olgunun selenyum düzeyileri (67,28±9,26 µg/L) ve 5’den fazla konvülziyon geçiren 7 olgunun selenyum düzeyileri (64,14±8,00 µg/L) arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p=0,633), (Tablo 2).
Ailedeki konvülziyon öyküsüne bakılarak ortalama serum selenyum düzeyleri değerlendirildiğinde; ailesinde epilepsi öyküsü olan 4 olgunun ortalama selenyum düzeyleri (64,75±6,37 µg/L) ile ailesinde FK öyküsü olan 24 olgunun selenyum düzeyleri (67,58±7,65 µg/L) ve ailesinde konvülzyon öyküsü olmayan 33 olgunun selenyum düzeyleri (67,03±10,03 µg/L) arasında, istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p=0,794), (Tablo 2). Tekrarlayan FK’lu hasta alt grupları (FK tipi, antiepileptik kullanımı, EEG de patoloji, Febril status, geçirilen konvulziyon sayısı ve aile öyküsü) ile kontrol grubu ortalama serum selenyum düzeyleri (81,99±13,13µg/L) kıyaslandığında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0,05), (Tablo 3).
Tartışma
Febril konvülziyon çocukluk çağında en sık görülen konvülziyon şekli olmasına rağmen patogenezi tam olarak bilinmemektedir. En çok üzerinde durulan ve araştırılan konular kalıtımsal özellikler, profilaktik antiepileptik ilaç kullanımının gerekip gerekmediği ve epilepsi gelişme riskidir (6). Son yıllarda epilepsi ve konvülziyonun eşlik ettiği nörolojik hastalıklarda oksidatif hasar, antioksidan enzimlerindeki değişmeler ve lipid peroksidasyonu ile ilgili çalışmalar yapılmıştır. Aktif oksijen metabolitlerinin ortaya çıkışı ve antioksidatif defans mekanizmalarının azalmış aktivitesinin nöbet riskini arttırabildiğini düşündüren veriler mevcuttur. Oksidatif stres, kovülziyon ile tetiklenen nöronal ölümün etyolojisinde rol oynayabilecek bir mekanizma olarak düşünülmüştür (9,15,16). Yapılan çalışmalarda oksidatif stres ve reaktif oksijen türlerinin üretimi ile epileptik nöbetler arasında bir sebep sonuç ilişkisi olduğu anlaşılmıştır. Selenyum ve selenoproteinlerin oksidatif hasara karşı koruyucu ve nöronal hücrelerin ömürlerini uzatıcı etkileri nedeniyle epileptik ve sağlıklı çocuklarda serum selenyum seviyeleri karşılaştırıldığında nöbet geçirenlerde daha düşük bulunmuştur (11,12). Muntau ve ark. (17), 1-18 yaş arasındaki 1010 çocuğun serum selenyum düzeylerini çalışmış ve yaş gruplarına göre selenyum düzeylerinde farklılıklar olduğunu göstermişlerdir. Buna göre selenyum düzeyi 1 aylık bebekte 50,53 µg/L, 4 aylık çocuklarda 35 µg/L, 1-5 yaş arasındaki çocuklarda ise 71,06 µg/L olarak tespit edilmiştir. Beş yaşından sonra ise serum selenyum düzeyi biraz daha artarak plato düzeyine ulaşır (78,30 µg/L). Başka bir çalışmada plazma selenyum düzeyi sağlıklı süt çocukları ve daha büyük çocukların çoğunda 50-150 µg/L aralığında değişmektedir (7). Bizim çalışmamızda da vaka gurubunun serum selenyum düzeyi istatiksel olarak anlamlı şekilde kontrol gurubuna göre düşük bulunmakla beraber, kontrol ve vaka gurubunda serum selenyum düzeyleri öngörülen normal sınırlar içerisindeydi. Son yıllarda, tartışmalı olmakla beraber, demir eksikliği anemisi, çinko eksikliği gibi birçok elementin febril konvülziyon ile ilişkisinden sıklıkla bahsedilmektedir. Fakat selenyumun febril konvülziyon ve epilepsiyle olan ilişkisini ortaya koymak için yapılmış sınırlı sayıda çalışma literatürde mevcuttur. Ashrafi ve ark. (12) dirençli konvülziyonu olan hastalarda yaptıkları çalışmada serum selenyum düzeylerini aynı yaş gurubunda bulunan sağlıklı bireylere göre düşük saptamıştır. Bizim çalışmamızda da tekrarlayan febril konvülziyonlu hastalarda serum selenyum düzeyleri aynı yaş gurubundaki sağlıklı olgulara göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşük bulundu.  Ashrafi ve ark. (11) yaptıkları diğer bir çalışmada serum selenyum düzeylerini ve GSH-Px düzeylerini epileptik hastalarda aynı yaş gurubundaki normal populasyona göre istatiksel olarak anlamlı düşük saptamıştır. Serbest radikallerin epileptik nöbetlerin hem sebebi hem de sonucu olduğu, mitokondirilerde meydana gelen oksidatif fosforilasyonun tüm vücutta olduğu gibi sinir sisiteminde de rutin olarak oksijen radikalleri ürettiği ve sonuç olarak selenyum ve GSH-Px oksidatif hasarın düzeltilmesi için kullanıldığından düzeyleri nöbet geçirenlerde normal populasyondan düşük bulunabilir. Bizim çalışmamızda da tekrarlayan FK’lu hastalarda serum selenyum düzeyleri aynı yaş gurubundaki sağlıklı bireylere göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşük saptanmıştır. Bunun nedeni, FK’un tekrarlaması ile oluşan oksidan hasar sonucu kullanıma bağlı selenyum düzeyi düşmüş olabilir. Çalışmamızdaki vaka ve kontrol grupları kendi içerisinde cinsiyet yönünden karşılaştırıldığında serum selenyum düzeyleri açısından istatiksel olarak anlamlı fark tespit edilmedi. Bu durum cinsiyetin serum selenyum düzeyleri üzerine etkisi olmadığını gösterebilir. Araştırabildiğimiz kadarıyla literatürde tekrarlayan febril konvülziyon geçirenlerin cinsiyet yönünden serum selenyum düzeylerinin karşılaştırıldığı çalışma bulunamamıştır. Çalışmamızda, BFK ve KFK tanısı almış hastalar, serum selenyum düzeyleri açısından karşılaştırıldığında iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Araştırabildiğimiz kadarı ile literatürde bu iki grubu serum selenyum düzeyleri açısından karşılaştıran çalışma bulunamamıştır. Ayrıca çalışmamızda 2 kez tekrarlayan FK ile 3-5 ve 5’den fazla tekrarlayan FK geçiren hastalar serum selenyum düzeyleri açısından karşılaştırıldığında üç grup arasında istatistiksel anlamlı fark saptanmamıştır. Bunun nedeni her üç gruptaki hasta sayısının azlığı olabilir. Araştırabildiğimiz kadarı ile litaratürde bu üç grubu karşılaştıran çalışma bulunamamıştır. Verrotti ve ark. (18), epileptik hastalarda bir yıllık antiepileptik kullanımının eser elementler üzerine etkisini araştırmış ve serum selenyum seviyelerinde anlamlı bir değişiklik tespit edememiştir. Yine Kürekçi ve ark. (19), antiepileptik tedavinin plazma eser elementi üzerine herhangi bir etkisinin olmadığını yalnızca valporik asitin plazma GSH-Px aktivitesini artırdığını göstermiştir. Bizim çalışmamızda da tekrarlayan febril konvülziyonlu hastalarda serum selenyum düzeyleri antiepileptik kullanım durumuna göre karşılaştırıldığında istatiksel anlamlı bir fark tespit edilemedi. Ashrafi ve ark. (11), serum selenyum düzeylerini epileptik hastalarda EEG patolojisi varlığına göre karşılaştırmış ve istatistiksel olarak anlamlı fark saptamamıştır. Bizim çalışmamızda da tekrarlayan febril konvülziyonlu hastalarda serum selenyum düzeyleri EEG patolojisine göre karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilemedi. Bu durum santral sinir sisteminde selenyumun EEG anormalliği üzerine herhangi bir etkisi olmadığını düşündürmektedir.
Febril status varlığına göre serum selenyum düzeyleri açısından istatiksel olarak anlamlı fark yoktu. Bunun nedeni her iki gruptaki hasta sayısının azlığı olabilir. Araştırabildiğimiz kadarıyla literatürde febril status varlığına göre selenyum düzeylerinin karşılaştırılmasına dair bir çalışmaya rastlamadık. Hipokampal skleroz, tedaviye dirençli temporal lob epilepsisinin en sık nedenidir. Dirençli temporal lob epilepsisi olgularını içeren cerrahi serilerde histopatolojik olarak kanıtlanmış hipokampal sklerozlu hastaların 1/3’ünün özgeçmişinde KFK saptanmıştır (20,21). Çalışmamızda tekrarlayan febril konvülziyonlu hastalarda sapatanan düşük serum selenyum düzeyleri; lipid peroksidasyonundaki artış ve antioksidan enzimlerdeki değişikliklerin FK’lı hastalarda ileride gelişebilecek epilepsi ve hipokampal sklerozun bir göstergesi olabileceğini düşündürebilir. Sonuç olarak; serum selenyum düzeylerinin, tekrarlayan FK’lu olgularda ve kontrol grubunda öngörülen normal sınırlar içerisinde olmakla birlikte, istatiksel olarak anlamlı şekilde kontrol gurubuna göre düşük bulunması, nöbet sonucu gelişebilecek oksidatif hasar ve oksidatif hasara karşı antioksidan defans mekanizmalarının aktivasyonundan kaynaklanabilir. FK’lu olgularda selenyum düzeylerindeki bu göreceli eksikliğin nöbetleri başlatabileceği veya nöbetlerin tekrarlamasına neden olabileceği düşünülebilir. Bu bulgular nedeni ile tekrarlayan FK’a bağlı ileride gelişebilecek epilepsi ve etyolojisinde FK rolü olduğu düşünülen hipokampal sklerozun gelişmesinde serum selenyum düzeylerindeki düşüklüğün rolü olabilir. Ancak bu konuda daha büyük örneklerle yapılacak ileri araştırmalara ihtiyaç vardır.

Yazışma Adresi/Address for Correspondence Dr. Ali Kaya,
Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Sivas, Türkiye
Tel: +90 346 258 11 32 Faks: +90 346 258 13 05
E-pos­ta: dralikaya@gmail.com
Geliş Tarihi/Received: 25/09/2011 Kabul Tarihi/Accepted: 02/11/2011

Kaynaklar

1. Stenklyft PH, Carmona M. Febrile seizures. Emerg Med Clin North Am 1994;12:989-99.
2. Rosman NP. Evaluation of the child who convulses with fever. Paediatr Drugs 2003;5:457-61.
3. Apak S. Konvulziyonlar. Neyzi O, Ertuğrul T. (eds). Pediatri. 3. Baskı, 2002. Nobel Tıp Kitapevi, 1343-51.
4. Fetveit A. Assessment of febrile seizures in children. Eur J Pediatr 2008;167:17-27.
5. Østergaard JR. Febrile seizures. Acta Paediatr 2009;98:771-3.
6. Yakut A. Febril Konvülziyon. 47. Milli Pediatri Kongresi Özet Kitabı 2003.s.53-7.
7. Rostruck JT, Pope AL, Ganther HE, Swanson AB, Hafeman DG, Hoekstra WG. Selenium: Biochemical role as a component of glutathione peroxidase. Science 1973;179:588-90.
8. Rayman MP. The importance of selenium to human health. Lancet 2000;356:233-41.
9. Sobaniec W, Solowiej E, Kulak W, Bockowski L, Smigielska-Kuzia J, Artemowicz B. Evaluation of the influence of antiepileptic therapy on antioxidant enzyme activity and lipid peroxidation in erythocytes of children with epilepsy. Child Neurol 2006;21:558-62.
10. Nazıroğlu M. Role of Selenium on Calcium Signaling and Oxidative Stress-induced Molecular Pathways in Epilepsy. Neurochem Res 2009;34:2181-91.
11. Ashrafi MR, Shams S, Nouri M, Mohseni M, Shabanian R, Yekaninejad MS et al. A Probable Causative Factor for an Old Problem: Selenium and Glutathione Peroxidase Appear to Play Important Roles in Epilepsy Pathogenesis. Epilepsia 2007;48:1750-5.
12. Ashrafi MR, Shabanian R, Abbaskhanian A, Nasirian A, Ghofrani M, Mohammadi M et al. Selenium and Intractable Epilepsy: Is There Any Correlation? Pediatr Neurol 2007;36:25-9.
13. Johnston M. Febrile seizure. In: Behrman RE, editor. Nelson textbook of pediatrics. 18th ed. Philadelphia: WB Saunders, 2007:2457-8.
14. Robberecht H, Deelstra H. Factors influencing blood selenium concentrations: a literature review. J Trace Elem Electrolytes Health Dis 1994;8:129-43.
15. Choi BH. Oxygen, antioxidants and brain dysfunction. Yonsei Med J 1993;34:1-10.
16. Frantseva MV, Perez Valazquez JL, Tsorakkidis G. Oxidative stress is involved in seizure-induced neurodegeneration in the kindling model of epilepsy. Neuroscience 2000;97:431-5.
17. Muntau AC, Streiter M, Kappler M, Röschinger W, Schmid I, Rehnert A et al. Age-related reference values for serum selenium concentrations in infantf and children. Clin Chem 2002;48:555-60.
18. Verrotti A, Basciani F,Trotta D, Pomilio MP, Morgese G, Chiarelli F. Serum copper, zinc, selenium, glutathione peroxidase and superoxide dismutase levels in epileptic children before and after 1 year of sodium valproate and carbamazepine therapy. Epilepsy Res 2002;48:71-5.
19. Kürekçi AE, Alpay F, Tanindi S, Gökçay E, Ozcan O, Akin R et al. Plasma Trace Element, Plasma Glutathione Peroxidase and Superoxide Dismutase Levels in Epileptic Children Receiving Antiepileptic Drug Therapy. Epilepsia 1995;36:600-4.
20. Köse G, Güven A, Doru U, Kızılateş S. Febril konvülziyonlarda serum ve BOS çinko, bakır, magnezyum, interlökin-1 alfa düzeyleri. Yeni Tıp Dergisi 2001;18:145-7.
21. Dubé CM, Brewster AL, Baram TZ. Febrile seizures: mechanisms and r
elationship to epilepsy. Brain Dev 2009;31:366-71.

Anasayfa Arşiv Arama Menü