Öz
Giriş
‘Hışıltılı çocuk’ patofizyolojisi birbirinden ayrı hastalıkları kapsayan kompleks bir durumdur. Erken dönemde geçirilen hışıltı atakları ileride gelişebilecek astım açısından ilk bulgu olabileceğinden, okul öncesi dönemde akciğer fonksiyonlarının ölçülerek takibi ve etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi önemlidir. Hışıltılı çocukların fenotiplerine göre akciğer fonksiyonlarını sağlıklı çocuklarla karşılaştırmayı ve erken yaşta akciğer fonksiyonlarındaki etkilenmeyi göstermeyi amaçladık.
Gereç ve Yöntem
Prospektif çalışmada Ağustos 2023-Şubat 2024 tarihleri arasında çocuk alerji polikliniğine başvuran hışıltılı çocuklar (n: 84) ile benzer yaş ve cinsiyette sağlıklı çocuklar (n: 81) ardışık dahil edildi. Hışıltılı çocuklar fenotipe göre epizodik (%90,2) ve çoklu tetikleyici (%9,8), ayrıca atopik olmayan (%38,1) ve IgE aracılı (%61,9) olarak sınıflandırıldı. Hışıltılı çocuklar yüksek riskli (%75) olan ve olmayan (%25) olarak iki grupta incelendi. İmpuls osilometri yönteminde zR5, zR20, R5-20 havayolu dirençlerini; zX5, zX20, Fres, AX elastikiyeti gösteren parametrelerdir. Akciğer fonksiyonları sağlıklı grupla ve hışıltı fenotipleri arasında karşılaştırıldı.
Bulgular
Hastaların %78’inde semptomlar mevsimsel değişiklik göstermekte olup en çok kış mevsiminde semptom vardı. Hastaların %61,9’u (n: 52) atopikti ve %54,8’i (n: 46) yüksek riskli gruptaydı. Hastaların %38,1’inde (n: 32) annede atopi, %21,4’ünde (n: 18) babada atopi; %19’unda (n: 16) maternal astım, %14,3’ünde (n: 12) paternal astım, %13,1’inde (n: 11) maternal alerjik rinit ve %6’sında (n: 5) paternal alerjik rinit vardı. Hasta grubunda sağlıklı gruba göre zR5, R5-20 ve AX değerleri yüksek, zX5 değeri düşüktü (p<0,05). Yüksek riskli olanlarda zR5 ve R5-20 yüksek saptandı (p<0,05). Maternal atopisi olanlarda zR5, R5-20 ve AX değerleri yüksekti (p<0,05). Çoklu tetikleyici hışıltıda epizodik gruba kıyasla zR5-20 yüksekti (p: 0,043). IgE aracılı hışıltılı çocuklarda atopik olmayanlara kıyasla zR5-20 yüksekti (p<0,001).
Sonuç
Yüksek riskli ve maternal atopisi olan hışıltılı çocuklarda tüm ve periferik havayolu dirençleri daha yüksekti. Çoklu tetikleyici ve IgE aracılı hışıltıda periferik havayolu dirençleri yüksek bulundu. Bu çalışma hışıltılı çocuklarda farklı fenotip gruplarında akciğer fonksiyonlarının erken yaşta bozulduğunu göstermiştir.
Giriş
‘Hışıltılı çocuk’ terimi, içerisinde patofizyolojisi birbirinden farklı bir grup hastalığı kapsayan kompleks bir klinik durumu ifade etmektedir. Hışıltı (vizing), bronşlarda kısmi obstruksiyonun en önemli bulgusudur ve bu obstrüksiyon inflamasyon, mukozal ödem ve bronkospazm gibi mekanizmalarla ortaya çıkmaktadır. Hışıltı en sık süt çocukluğu döneminde görülmekte olup, prevalansı %4-32 arasında değişmektedir (1).
Epidemiyolojik veriler, bebeklerin yaklaşık beşte birinin 1 yaşına kadar, üçte birinin 3 yaşına kadar ve yaklaşık yarısının 6 yaşına kadar en az bir kez hışıltı atağı geçirdiğini göstermektedir (1, 2). Bu yüksek prevalans, hışıltılı çocukların erken dönemde tanınması ve takibinin önemini ortaya koymaktadır.
Hayatın erken döneminde geçirilen hışıltı atakları, daha sonra gelişebilecek astım açısından ilk bulgu olabilmektedir. Bu nedenle, okul öncesi döneminde hışıltılı çocukların akciğer fonksiyonlarının ölçülerek takip edilmesi ve bunu etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi oldukça önemlidir. Hışıltı fenotipleri, semptomlara dayalı olarak sınıflandırılabilmekte ve bu sınıflandırma tedavi yaklaşımı ve prognoz açısından klinik öneme sahiptir.
Son yıllarda, özellikle küçük çocuklarda akciğer fonksiyonlarının değerlendirilmesinde impuls osilometri (İOS) yöntemi öne çıkmaktadır (3, 4). İmpuls osilometri; basit, uygulaması kolay, non-invazif, efor gerektirmeyen ve minimum hasta işbirliği gerektiren bir yöntemdir (5, 6). Normal inspiryum ve ekspiryuma devam edilerek uygulanabilmesi nedeniyle 3 yaş üzerindeki tüm hastalarda kullanılabilmektedir. Bu çalışmada, hışıltılı çocukların fenotiplerine göre akciğer fonksiyonlarının sağlıklı çocukların değerleri ile karşılaştırılması ve erken yaşta akciğer fonksiyonlarındaki etkilenmenin impuls osilometri yöntemi ile gösterilmesi amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntem
Çalışma Dizaynı ve Katılımcılar
Bu prospektif kesitsel çalışma, Kasım 2025 – Aralık 2025 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Alerji ve İmmunoloji Bilim Dalı polikliniğinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya yaşları 3-6 yaş arasında değişen, ardışık olarak hışıltılı çocuk tanısı alan 84 çocuk ve benzer yaş ve cinsiyette 81 sağlıklı çocuk olmak üzere toplam 165 olgu dahil edilmiştir. Çalışma için Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Rektörlüğü Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu’ndan onay alınmıştır (protokol no: 2025/310, tarih: 22.10.2025).
Hışıltılı solunum, öksürük, hışıltı ve derin nefes alma gibi klinik semptomlara dayalı olarak, son 12 ay içinde bir kez olmak üzere 3 günden uzun süren ≥ 2 atak ile teşhis edilir. Ancak, sağlık kuruluşuna başvurmayı gerektirecek kadar şiddetli ve başka bir ayırıcı tanı bulunmayan iki akut atak, okul öncesi çağındaki çocuklarda hışıltılı solunum tanısı için yeterli olabilir (7). Kontrol grubu, sadece rutin sağlık kontrolleri için hastanemize başvuran çocuklardan özenle seçilmiştir.
Dışlama Kriterleri
Düşük doğum ağırlığı/prematüre doğum, yenidoğan döneminde mekanik ventilasyona bağlı kalma, astım dışındaki kronik solunum hastalıkları, büyüme geriliği, kronik kalp ve nöromüsküler hastalıklar, malignite, immün yetmezlikler ve obstrüktif uyku apnesi öyküsü olan hışıltılı çocuklar çalışmadan hariç tutuldu. Hışıltılı solunumun alevlendiği, herhangi bir ilaç (burun, sistemik ve inhalasyon kortikosteroidleri vb. dahil) kullanan, önceki iki hafta içinde herhangi bir solunum yolu enfeksiyonu geçiren ve pasif sigara içiciliğine maruz kalan hastalar da çalışma dışı bırakıldı.
Sağlıklı çocuklar akut şikayetleri ve herhangi bir kronik hastalık öyküsü bulunmayan, halihazırda herhangi bir ilaç kullanmayan ve yaşlarına uygun standartlara göre normal büyüme ve gelişme göstergeleri sergileyen çocuklardı. Kontrol grubunun üyeleri, herhangi bir akut veya kronik enfeksiyon, kronik hastalık veya pasif sigara içiciliğine maruz kalma durumunda çalışmadan çıkarıldı. Çalışmaya dahil edilmeden önce, her çocuğun ebeveynlerinden veya velilerinden kapsamlı bir tıbbi öykü alındı ve tüm çocuklar sağlık durumlarını doğrulamak için kapsamlı fizik muayenelerden geçirildi.
Hışıltılı Fenotipleri
Hışıltılı solunum fenotipleri, semptom temelli bir sınıflandırmaya göre, epizodik hışltılı solunum (belirli zaman aralıklarında hışıltılı solunum, genellikle epizotlar arasında semptom göstermeyen üst solunum yolu enfeksiyonu ile ilişkili) ve çoklu tetiklemeli hışıltılı solunum (bu epizotlar arasında semptom gösteren hışıltılı solunum, örneğin uyku sırasında veya aktivite, gülme veya ağlama gibi tetikleyicilerle) olarak tanımlanır (8).
Atopi Tanımı
Okul öncesi çağındaki hırşltılı çocuklarda atopisi, aeroalerjen karışım paneli (phadiotop ve hx2) için serum spesifik immünoglobulin E (sIgE) ve/veya deri prick testleri (DPT) kullanılarak değerlendirilmiştir. Bu testlerden herhangi birinde pozitiflik, kişisel atopi olarak kabul edilmiştir.
Aeroalerjen karışım paneli için IgE testi, ImmunoCAP (Phadia ImmunoCAP; Pharmacia Diagnostics, Uppsala, İsveç) kullanılarak değerlendirildi ve >0,35 kU/L değer pozitif olarak kabul edildi (9).
DPT’ler, çimler, Secale cereale, Artemisia vulgaris, Phleum pratense, İngiliz muz, Olea europae, kızılağaç, Cupressus arizonica, köpek ve kedi epiteli, Blatella germanica, Dermatophagoides farinea ve Dermatophagoides pteronyssinus, Alternaria alternata ve Alternaria fumigatus uygulanarak gerçekleştirilmiştir. Bu testler için piyasada bulunan standart solüsyonlar (Allergo®, Almanya) kullanıldı. Pozitiflik, negatif kontrolün en az 3 mm üzerinde şişlik olarak tanımlandı (10). Çalışmaya katılmadan önce serum spesifik IgE ve/veya SPT ölçümleri yapılan okul öncesi yaştaki hışıltılı çocuklar çalışmaya dahil edildi.
Ebeveyn atopisi, herhangi bir hekim tarafından teşhis edilmiş solunum alerjik hastalığına ilişkin aile beyanına dayalı olarak teşhis edildi.
Hasta Sınıflandırması
Hışıltılı çocuklar çeşitli kriterlere göre gruplandırılmıştır:
1. Fenotipe göre: Epizodik hışıltı (%75) ve çoklu tetikleyici hışıltı (%25)
2. Atopi durumuna göre: Atopik olmayan (%22,6) ve IgE aracılı (%77,4)
3. Risk durumuna göre: Yüksek riskli (%75) ve yüksek riskli olmayan (%25)
Yüksek riskli hışıltı çocuk tanımı, ebeveynlerdeki atopi varlığına göre yapılmıştır. Atopi varlığı, deri testi ve/veya aeroalerjen spesifik IgE pozitifliğine göre tanımlanmıştır.
Grup Karşılaştırmaları
Çalışmada aşağıdaki grup karşılaştırmaları yapılmıştır:
• Hışıltılı ve sağlıklı çocuklar arasında
• Fenotipe göre epizodik ve çoklu tetikleyici gruplar arasında
• Atopik olmayan ve IgE aracılı gruplar arasında
• Yüksek riskli olan ve olmayan gruplar ( ebeveynlerdeki atopi varlığına göre ) arasında
İmpuls Osilometri Ölçümü
İmpuls osilometri ölçümü standart protokole göre gerçekleştirilmiştir. Hasta dik oturur pozisyonunda sakin soluk alırken, bir burun klipsi takılmış ve yanaklar sıkıca desteklenmiştir. Yanakların sıkıca desteklenmesi, yanakların kompliyansının etkisini sınırlamak ve uygulanan vuruların üst hava yolundan şant yapmasını önlemek için önemlidir. Solunum sistemi empedansı, ERS teknik standartlarına uygun olarak Jäeger MasterScreen IOS sistemi (Jäeger, Wurzburg, Almanya) kullanılarak ölçüldü (11). Katılımcılar, üst solunum yolu şantını azaltmak için burun klipsi taktı ve çene ve el desteği ile ağızlık kullandı. Her çocuk için 30 saniyelik aralıklarla en az üç geçerli 30 saniyelik ölçüm yapıldı. Analiz için üç kabul edilebilir eğrinin ortalaması kullanıldı.
İmpuls osilometri sistemi, pulmoner reaktans (X) ve direnç (R) içeren akciğer empedansını (Z) belirler. Anahtar parametreler arasında dirençler (R5, R10, R15, R20, R5-R20), reaktanslar (X5, X10, X15, X20), rezonans frekansı (Fres) ve reaktans alanı (AX) bulunur. Bu yöntemde zR5, zR20, R5- 20 parametreleri havayolu dirençlerini; zX5, zX20, Fres ve AX parametreleri ise elastikiyeti göstermektedir (5). Daha yüksek R frekansları (~20 Hz) daha büyük hava yollarını temsil ederken, daha düşük R frekansları (~5 Hz) tüm hava yollarını gösterir. R5-20, periferik hava yolu direncini tanımlar. AX (“Goldman Üçgeni”), 5 Hz ile Fres arasındaki entegre düşük frekanslı solunum reaktansını temsil eder. Çalışmanın ölü hacmi <70 mL idi. Kabul edilebilir seans içi varyasyon katsayısı ≤%15 idi. Tutarlılık eşikleri 5 Hz’de ≥0,8 ve 20 Hz’de ≥0,9 idi. R5, R20, X5 ve X20 yaş ve cinsiyete göre ayarlanmış z-skorlarına dönüştürülürken, R5-20, AX ve Fres referans değerlerinin olmaması nedeniyle ham değerler kullanıldı (12).
Veri Toplama
Tüm olguların demografik, klinik ve laboratuvar özellikleri kaydedilmiştir. Demografik özellikler arasında cinsiyet, yaş, vücut ağırlığı SDS, boy SDS ve vücut kitle indeksi SDS değerleri yer almaktadır.
İstatistiksel Analiz
İstatistiksel çözümlemeler SPSS 27.0 paket programı (SPSS for Windows 27.0, Inc., Chicago, IL, USA) kullanılarak yapılmıştır. Elde edilen veriler yüzde (%), ortalama ± SD ve median (25-75 persantil, IQR) ile belirtilmiştir. Grup içi değerler, verilerin yapısına göre parametrik ve nonparametrik testler ile analiz edilmiştir. Değişkenlerin normal dağılıma uyup uymadığı Shapiro-Wilk testi ile değerlendirilmiş; normal dağılım gösteren değişkenler ortalama ± SD, normal dağılım göstermeyen değişkenler ise medyan (25-75. persantil, IQR) olarak sunulmuştur. Kategorik değişkenlerin analizinde ki-kare testi kullanılmıştır. İki grup ortalaması arasındaki farklar student t testi veya Mann Whitney U testleri ile değerlendirilmiştir. P değeri <0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir.
Bulgular
Demografik Özellikler
Çalışmaya dahil edilen hasta ve kontrol gruplarının demografik özellikleri Tablo 1’de sunulmuştur. Hasta grubunda 36 kız (%42,9) ve 48 erkek (%57,1), kontrol grubunda ise 28 kız (%34,6) ve 53 erkek (%65,4) bulunmaktaydı. Gruplar arasında cinsiyet dağılımı açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p=0,275).
Hastaların ortalama yaşı 53,9 ± 11,9 ay, kontrol grubunun ortalama yaşı ise 55,7±12,6 ay idi (p=0,345). Vücut ağırlığı SDS, boy SDS ve vücut kitle indeksi SDS değerleri açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (sırasıyla p=0,498; p=0,927; p=0,965).
Klinik Özellikler
Hastaların %78’inde semptomlar mevsimsel değişiklik göstermekteydi ve en çok kış mevsiminde semptom gözlenmiştir. Atopi prevalansı hastaların %77,4’ünde (n:65) saptanmıştır. Risk değerlendirmesinde hastaların %75’i (n:63) yüksek riskli grupta yer almıştır.
Parental atopi incelendiğinde, hastaların %38,1’inde (n:32) maternal atopi, %21,4’ünde (n:18) paternal atopi bulunmaktaydı. Spesifik hastalıklar açısından değerlendirildiğinde, hastaların %19’unda (n:16) maternal astım, %14,3’ünde (n:12) paternal astım, %13,1’inde (n:11) maternal alerjik rinit ve %6’sında (n:5) paternal alerjik rinit saptanmıştır.
İmpuls Osilometri Bulguları
Hasta ve Kontrol Gruplarının Karşılaştırılması
Hasta grubu ile kontrol grubu arasında impuls osilometri parametrelerinin karşılaştırılması Tablo 2’de sunulmuştur. Hasta grubunda sağlıklı gruba göre zR5 (1,09 ± 0,98 vs -0,80 ± 1,14; p=0,003), R5-20 (1,16 ± 0,44 vs 0,68 ± 0,29; p=0,041) ve AX değerleri (5,66 vs 1,69; p=0,038) istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Bununla birlikte, zX5 değeri hasta grubunda kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük saptanmıştır (-0,33 ± 2,75 vs 1,45 ± 2,70; p=0,024).
Parental Atopi Varlığına Göre Karşılaştırma
Parental atopi varlığına göre hışıltılı çocukların solunum fonksiyonları karşılaştırıldığında (Tablo 3), parental atopisi olan grupta R5 z skoru (1,23 vs 0,90; p=0,030) ve R5-20 değerleri (1,23 vs 0,90; p=0,012) parental atopisi olmayan gruba göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur.
Maternal ve paternal atopi ayrı ayrı değerlendirildiğinde, maternal atopisi olan hastalarda R5 z skoru (1,08 vs 0,78; p=0,022), R5-20 (1,34 vs 0,89; p<0,001) ve AX değerleri (5,78 vs 5,42; p=0,039) maternal atopisi olmayan gruba göre anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır. Paternal atopi varlığında ise impuls osilometri parametreleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır.
Hışıltı Fenotiplerine Göre Karşılaştırma
Hışıltı fenotiplerine göre yapılan değerlendirmede (Tablo 4), çoklu tetikleyici hışıltısı olan grupta epizodik gruba kıyasla R5-20 değeri anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (1,46 vs 1,00; p=0,043).
Atopi durumuna göre yapılan sınıflandırmada, IgE aracılı hışıltılı çocuklarda atopik olmayan hışıltılı çocuklara kıyasla R5-20 değeri istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (1,33 vs 0,86; p<0,001).
Tartışma
Bu çalışmada, hışıltılı çocuklarda farklı fenotip gruplarında akciğer fonksiyonlarının erken yaşta etkilendiği impuls osilometri yöntemi ile gösterilmiştir. Hasta grubunda sağlıklı gruba göre havayolu direnci parametrelerinde anlamlı artışlar saptanmış olup, bu bulgular hışıltının akciğer fonksiyonları üzerindeki olumsuz etkisini erken dönemde ortaya koymaktadır.
Literatürde parental atopi ve hışıltı arasındaki ilişkiyi inceleyen çeşitli çalışmalar bulunmaktadır (13, 14). Dold ve ark. (15) 6-24 ay arasındaki 118 hastadan oluşan çalışmasında, ilk defa hışıltı geçirenler ve tekrarlayan hışıltı geçirenler olmak üzere iki alt grup incelenmiş ve tekrarlayan hışıltılı hastalarda ailesel atopi sıklığının hışıltılı çocuklarda sağlıklı kontrollere göre daha yüksek olduğu saptanmıştır. Van Asperen ve ark. (16) tekrarlayan hışıltı geçiren 1 ay-3 yaş arası 110 olguyu etiyoloji ve risk faktörleri açısından inceledikleri çalışmalarında, maternal faktörlerin önemli risk faktörleri olduğu bildirilmiştir (16). Benzer şekilde, Sherriff ve ark. (17) ALSPAC çalışmasında hışıltılı çocuklarda risk faktörlerini belirlerken annede astım öyküsünün önemli bir risk faktörü olduğunu saptamışlardır. Çalışmamızda, yüksek riskli ve maternal atopisi olan hışıltılı çocuklarda tüm ve periferik havayolu akciğer dirençlerinin daha yüksek olduğu gösterilmiştir. Bu bulgu, parental atopinin hışıltılı çocuklarda akciğer fonksiyonları üzerindeki önemli etkisini ortaya koymaktadır. Özellikle maternal atopinin etkisi dikkat çekicidir; maternal atopisi olanlarda zR5, R5-20 ve AX değerleri anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Bu çalışma, özellikle maternal atopinin hışıltılı çocuklarda akciğer fonksiyonları üzerinde belirgin bir etkiye sahip olabileceğini ortaya koymuştur. Yüksek riskli ve parental atopisi bulunan hastalarda impulse oscillometry ile ölçülen akciğer dirençlerindeki artış, bu çocukların erken dönemde yakın takip edilmesi ve uygun tedavi stratejilerinin belirlenmesi gerektiğini göstermektedir. Sonuç olarak, ailesel atopi öyküsü, özellikle de maternal atopi varlığı, hışıltılı çocuklarda klinik değerlendirme ve takip açısından mutlaka sorgulanması gereken önemli bir risk faktörüdür.
Literatürde hışıltı fenotipleri ile akciğer fonksiyonları arasındaki ilişkiyi inceleyen birçok prospektif kohort çalışması bulunmaktadır (18). Duijts ve ark. (19) 0-7 yaş arası 6841 çocuğu kapsayan prospektif kohort çalışmasında, tüm hışıltılı solunum fenotiplerinde (geçici erken hışıltı dışında) FEF25-75% ve FEV1/FVC değerlerinde azalma saptanmıştır. BAMSE kohort çalışmasında Hallberg ve ark. (20), hışıltı fenotipleri ile hastaların 8. ve 16. yaşlarında spirometre ve impuls osilometri değerlerini karşılaştırmışlardır. Hiç astımı olmayan grupla karşılaştırıldığında, tüm astım fenotiplerinde FEV1 değerlerinde azalma görülmüştür. Ayrıca, tüm astım fenotiplerinde (geçici erken hışıltı hariç) R5-20 değerlerinde artış saptanmış ve tüm astım fenotiplerinin ergenlik döneminde düşük FEV1 ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Lodge ve ark. (21) prospektif doğum kohort çalışmasında, çocukluk çağındaki geç başlangıçlı persistan hışıltı fenotiplerinin ergenlik döneminde düşük FEV1 ile ilişkilendirildiği bildirilmiştir. Buna karşılık, erken geçici hışıltının 18 yaşta ölçülen solunum fonksiyonlarını etkilemediği saptanmıştır. Haider ve ark. (22) 7719 katılımcılı prospektif çalışmasında beş hışıltı fenotipi tanımlanmıştır: hiç (%54,1), erken geçici (%23,7), geç başlangıçlı (%6,9), kalıcı (%8,3) ve aralıklı hışıltı (%6,9). Kalıcı hışıltılı çocuklarda, aralıklı, erken geçici ve geç başlangıçlı hışıltı fenotiplerine kıyasla FEV1/FVC oranı daha düşük saptanmıştır. Oksel ve ark. (23) başka bir kohort çalışmasında da benzer bulgular elde edilmiştir. 7719 katılımcıda beş fenotip belirlenmiş olup (hiç %52,1, erken başlangıçlı okul öncesi %23,9, erken başlangıçlı orta çocukluk döneminde %9, persistan %7,9 ve geç başlangıçlı hışıltı %7,1), tüm hışıltı fenotiplerinde hiç hışıltı geçirmeyenlere kıyasla daha yüksek astım görülme sıklığı ve daha düşük FEV1 değerleri saptanmıştır. Çalışmamızda, hışıltı fenotiplerinden çoklu tetikleyici hışıltısı olanlar ile IgE aracılı hışıltısı olanlarda periferik havayolu dirençlerinin yüksek olduğu bulunmuştur. Çoklu tetikleyici hışıltısı olanlarda epizodik gruba kıyasla R5-20 değeri anlamlı düzeyde yüksek iken (p=0,043), IgE aracılı hışıltılı çocuklarda atopik olmayan hışıltılı çocuklara kıyasla R5-20 anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (p<0,001). Çalışmamızın bulguları, literatürdeki prospektif kohort çalışmalarıyla uyumlu olarak, farklı hışıltı fenotiplerinin akciğer fonksiyonları üzerinde değişken etkilere sahip olduğunu desteklemektedir. Özellikle çoklu tetikleyici ve IgE aracılı hışıltı fenotiplerinde periferik havayolu dirençlerindeki belirgin artış, bu çocukların daha ağır bir seyir gösterebileceğini ve erken müdahale gerektirebileceğini düşündürmektedir. Sonuç olarak, hışıltılı çocukların fenotipik sınıflandırılması, hastalığın prognozunu öngörmede ve kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımlarını belirlemede klinisyenlere önemli bir rehberlik sağlamaktadır.
Çalışmanın Güçlü Yönleri
Çalışmamızın önemli güçlü yönleri bulunmaktadır. İlk olarak, tüm hastaların çocuk immünoloji ve alerji merkezinde değerlendirilmiş olması, tanı ve değerlendirme standardizasyonu açısından önemlidir. İkinci olarak, tanıda tüm hastalara impuls osilometri yöntemi ile solunum fonksiyonları değerlendirilmesi yapılmıştır. Bu yöntem, özellikle küçük çocuklarda spirometrenin uygulanamadığı yaş grubunda nadir merkezlerde bulunması ve objektif akciğer fonksiyon değerlendirmesi imkanı sağlaması ile önemlidir. Üçüncü olarak, alınan hasta grubunun yaşının küçük olması sebebi ile akciğerler üzerindeki etkinin erken dönemde değerlendirilmiş olması, bu çalışmanın önemli bir özelliğidir.
Çalışmanın Kısıtlılıkları
Çalışmamızın bazı kısıtlılıkları da bulunmaktadır. Birincisi, semptoma dayalı bir değerlendirme olduğu için zamana dayalı sınıflandırma yapılamaması ve Martinez fenotiplerinin tam olarak uygulanamamasıdır. İkincisi, kohort çalışması olmadığı için hastaların akciğerlerinin gelecekteki etkilenmelerinin değerlendirilememesidir. Longitudinal çalışmalarla bu hastaların uzun dönem takiplerinin yapılması, hışıltı fenotiplerinin prognoz üzerindeki etkilerinin daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır.
Klinik Önemi
Bu çalışmanın bulguları, klinik pratik açısından önemli çıkarımlar sunmaktadır. Maternal atopisi olan ve yüksek riskli grupta yer alan hışıltılı çocukların daha erken dönemde ve daha yakından takip edilmesi gerektiği açıktır. Ayrıca, çoklu tetikleyici ve IgE aracılı hışıltı fenotiplerinin periferik havayolu dirençlerini daha fazla etkilemesi, bu hastaların tedavi planlamasında daha agresif yaklaşımlar gerektirebileceğini düşündürmektedir.
İmpuls osilometri yönteminin küçük çocuklarda kolay uygulanabilir olması, bu hasta grubunun takibinde rutin kullanımının yaygınlaştırılması gerektiğini göstermektedir. Özellikle risk faktörlerine sahip hışıltılı çocuklarda, akciğer fonksiyonlarının objektif olarak değerlendirilmesi, erken müdahale fırsatı sağlayabilir ve uzun dönemde astım gelişimini önleme veya hastalık seyrini iyileştirme potansiyeline sahip olabilir.
Sonuç
Bu çalışma ile hışıltılı çocuklarda farklı fenotip gruplarında akciğer fonksiyonlarının erken yaşta bozulduğu gösterilmiştir. Yüksek riskli ve maternal atopisi olan hışıltılı çocuklarda, olmayanlara göre tüm ve periferik havayolu akciğer dirençleri daha yüksek bulunmuştur. Hışıltı fenotiplerinden çoklu tetikleyici hışıltısı olanlar ile IgE aracılı hışıltısı olanlarda, olmayanlara göre periferik havayolu dirençleri yüksek saptanmıştır.
Bu bulgular, atopik ebeveyne ve atopiğe sahip olmanın akciğer fonksiyonlarını önemli düzeyde etkilediğini göstermektedir. Hışıltılı çocukların değerlendirilmesinde, parental atopi öyküsünün sorgulanması ve hastanın
kendi atopi durumunun belirlenmesi, risk sınıflandırması ve takip stratejisinin belirlenmesi açısından kritik öneme sahiptir.
İmpuls osilometri yöntemi, okul öncesi dönemdeki hışıltılı çocuklarda akciğer fonksiyonlarının değerlendirilmesinde pratik, non-invazif ve güvenilir bir yöntem olarak öne çıkmaktadır. Bu yöntemin rutin klinik pratikte daha yaygın kullanımının, hışıltılı çocukların erken dönemde tanınması, risk sınıflandırılması ve uygun tedavi stratejilerinin belirlenmesi açısından faydalı olacağı düşünülmektedir.
Gelecekte, daha geniş hasta popülasyonlarını kapsayan ve uzun dönem takiplerle desteklenen prospektif kohort çalışmalarına ihtiyaç vardır. Bu çalışmalar, erken dönemde saptanan akciğer fonksiyon bozukluklarının uzun dönem prognoz üzerindeki etkilerini ve erken müdahalenin astım gelişimini önlemedeki rolünü daha net ortaya koyacaktır.


