Öz
Giriş
Nöral tüp defektleri (NTD), yenidoğan döneminde multidisipliner yaklaşım gerektiren, ek konjenital anomaliler ve nörogelişimsel morbidite ile ilişkili önemli bir konjenital gelişim kusurudur. Bu çalışmada, yenidoğan yoğun bakım ünitemizde izlenen NTD tanılı olguların perinatal özelliklerinin ve tiroid fonksiyon testlerinin (TFT) değerlendirilmesi, NTD olan yenidoğanlarda hipotiroidi sıklığının belirlenmesi amaçlandı.
Gereç ve Yöntem
Bu tek merkezli retrospektif çalışmaya, Ocak 2019-Haziran 2024 tarihleri arasında üçüncü basamak yenidoğan yoğun bakım ünitesinde NTD tanısı ile izlenen hastalar dahil edilmiştir. Hastaların ilk bir yıl içindeki TFT değerlendirmeye alınmıştır. Demografik, klinik ve laboratuvar verilerine tıbbi kayıtlardan ulaşıldı.
Bulgular
Dışlama kriterleri ve eksik veriler sonrası toplam 49 olgu değerlendirildi. Olguların 30’u (%61,2) kız, 19’u (%38,8) erkekti. Ortalama gebelik haftası 37±3 hafta, ortalama doğum ağırlığı 2887±670 g, ortalama anne yaşı 27,5±6 yıl idi. Doğumların 43’ü (%87,8) sezaryen ile gerçekleşmişti. Otuz olgu (%61,2) term, 19 olgu (%38,8) prematüre doğmuştu. Nöral tüp defektleri lokalizasyonu en sık lomber ve lumbosakral bölgede saptandı. Hidrosefali en sık eşlik eden anomalilerden biri olup 27 olguda (%55,1) mevcuttu ve 20 olguya ventriküloperitoneal şant uygulandı. Olguların 25’inde tiroid fonksiyon testleri postnatal ilk hafta içinde çalışılmıştı. İlk hafta değerlendirilen olguların 5’inde (%20,0), tüm kohortun ise %10,2’sinde hipotiroidi ile uyumlu tiroid fonksiyon testi bozukluğu saptandı. Hipotiroidi saptanan tüm olguların ilk hafta içinde opere edildiği ve tiroid fonksiyon testlerinin postoperatif dönemde çalışıldığı görüldü. Üç olguya levotiroksin tedavisi başlandı. İlk tiroid fonksiyon testi normal olan olgularda izlemde hipotiroidi gelişmedi.
Sonuç
Bu çalışmada NTD tanılı yenidoğanlarda hipotiroidi ile uyumlu tiroid fonksiyon testi bozukluğu, toplum temelli konjenital hipotiroidi prevalansına göre daha yüksek oranda saptanmıştır. Tetkiklerin operasyon sonrası dönemde çalışılması hipotiroidinin postoperatif sürece ve povidon-iyot kullanımına bağlı olabileceğini düşündürürken takibinde hipotiroidisi devam eden hastalar, etiyolojiye yönelik farklı nedenlerin de olduğunu göstermektedir.
Giriş
Nöral tüp defektleri (NTD), embriyonik gelişimin 3.-4. haftalarında nöral tüpün kapanmasındaki bozukluk sonucu ortaya çıkan, santral sinir sistemini ve vertebral kolonu etkileyen majör konjenital malformasyonlardır. NTD’ler, konjenital kalp defektlerinden sonra en sık görülen majör konjenital anomaliler arasında yer almaktadır (1). Dünya genelinde NTD prevalansının yaklaşık 1,53-2,3/1000 doğum olduğu bildirilmektedir (2). Türkiye’de ise ulusal ve bölgesel verilere göre prevalans yaklaşık 2,7-3/1000 doğum düzeyinde olup, bazı bölgelerde daha yüksek oranlar rapor edilmiştir (3, 4).
Nöral tüpün kapanması embriyonik dönemde servikal bölgeden başlayarak kraniyal ve kaudal yönde ilerler. Kapanma sürecinin etkilendiği anatomik bölgeye bağlı olarak anensefali, ensefalosel, meningosel, miyelomeningosel ve spina bifida gibi farklı NTD çeşitleri ortaya çıkabilir. NTD’lerin etiyolojisi multifaktöriyeldir; genetik yatkınlık, folat metabolizması, maternal beslenme durumu ve çevresel faktörler birlikte rol oynar. Maternal folat eksikliği, gebelik öncesi diyabet, obezite, valproik asit başta olmak üzere antiepileptik ilaç kullanımı, pestisit ve radyasyon maruziyeti, sigara kullanımı, iç ortam hava kirliliği, ailede NTD öyküsü ve daha önce NTD’den etkilenmiş gebelik öyküsü, NTD gelişimiyle ilişkilendirilen başlıca risk faktörleri arasındadır (3). Perikonsepsiyonel dönemde folik asit desteğinin NTD riskini azalttığı gösterilmiş olup, bu nedenle gebelik planlayan tüm kadınlara günlük 400-800 µg folik asit takviyesi önerilmektedir (5).
Tiroid hormonları fetal ve neonatal dönemde beyin gelişimi, somatik büyüme, enerji metabolizması ve nörogelişim açısından kritik öneme sahiptir. Konjenital hipotiroidi erken tanı ve tedavi edilmediğinde kalıcı entelektüel yetersizlik ve motor gelişim bozukluklarına yol açabilir. Güncel kılavuzlar, tüm yenidoğanlarda konjenital hipotiroidi taramasının yapılmasını; tarama pozitifliği veya klinik şüphe varlığında serum TSH ve serbest T4 düzeyleriyle tanının doğrulanmasını ve tedavi gerektiren olgularda levotiroksin tedavisine en kısa sürede başlanmasını önermektedir (6, 7).
Yenidoğan döneminde tiroid fonksiyon testleri postnatal yaş, gebelik haftası, prematürite, kritik hastalık, cerrahi stres, ilaç maruziyeti ve iyot dengesi gibi birçok faktörden etkilenmektedir (6). Bununla birlikte NTD tanılı yenidoğanlarda tiroid fonksiyon testlerinin değerlendirildiği çalışmalar sınırlıdır. Bu çalışmada, üçüncü basamak yenidoğan yoğun bakım ünitesinde NTD tanısı ile izlenen olguların demografik ve klinik özelliklerinin değerlendirilmesi, tiroid fonksiyon testlerinin incelenmesi ve hipotiroidi sıklığının belirlenmesi amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntem
Bu gözlemsel, tek merkezli, retrospektif çalışmada, üçüncü basamak bir yenidoğan yoğun bakım ünitesinde Ocak 2019-Haziran 2024 tarihleri arasında nöral tüp defekti (NTD) tanısı ile izlenen yenidoğanların dosya kayıtları incelendi.
Çalışmaya, yenidoğan döneminde NTD tanısı ile yatırılan ve yaşamının ilk yılı içinde tiroid fonksiyon testi çalışılmış olan hastalar dahil edildi. Tiroid fonksiyon testlerine veya klinik verilerine ulaşılamayan olgular çalışma dışı bırakıldı.
Hastaların cinsiyet, anne yaşı, gebelik haftası, doğum ağırlığı, doğum şekli, NTD lokalizasyonu, hidrosefali varlığı, ventriküloperitoneal şant gereksinimi, operasyon günü, hastanede yatış süresi, tiroid fonksiyon testlerinin zamanı, TSH ve serbest T4 (sT4) değerleri, hipotiroidi varlığı, levotiroksin tedavisi kaydedildi.
Gebelik haftası 37 haftanın altında olan olgular prematüre, 37 hafta ve üzerinde olan olgular term olarak kabul edildi. Nöral tüp defektleri lokalizasyonu servikal, torakolomber, lomber, lumbosakral, sakral, sakrokoksigeal olarak sınıflandırıldı.
Serum TSH ve serbest T4 (sT4) düzeyleri, Roche Cobas c801 analizörü (Roche Diagnostics, Mannheim, Germany) kullanılarak Elecsys® elektro-kemilüminesans immünoassay (ECLIA) yöntemi ile ölçüldü. Postnatal yaşa özgü referans aralıkları esas alındı. Buna göre 1-6 gün için TSH; 0,7–15,2 mIU/L, sT4; 0,86–2,49 ng/dL, 7-90 gün için TSH; 0,42–6,32 mIU/L, sT4; 1,21–2,29 ng/dL, 3-12 ay için TSH; 0,73-8,35 mIU/L ve sT4; 0,92-1,99 ng/dL referans aralıkları kullanıldı. Postnatal yaşa uygun referans aralıklarına göre yüksek TSH ve/veya düşük sT4 varlığı hipotiroidi ile uyumlu TFT bozukluğu olarak değerlendirildi. Levotiroksin tedavisi başlanan olgular tedavi gerektiren hipotiroidi olarak ayrıca kaydedildi. Hastalar TFT bozukluğu saptanan ve saptanmayan olgular olarak iki gruba ayrılarak karşılaştırıldı.
Bu çalışma için etik kurul onayı, Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu’ndan alındı (karar no: 2024-TBEK-2024/08-05, tarih: 28.08.2024).
İstatistiksel Analiz
İstatistiksel analiz SPSS programı kullanılarak yapılmıştır. Sürekli değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu Kolmogorov-Smirnov ve Shapiro-Wilk testleri ile değerlendirilmiştir. Normal dağılım gösteren değişkenler ortalama±standart sapma, normal dağılım göstermeyen değişkenler medyan ve uygun aralık değerleri ile ifade edilmiştir. Kategorik değişkenler sayı ve yüzde olarak verilmiştir. Gruplar arası karşılaştırmalarda normal dağılım gösteren sürekli değişkenler için bağımsız örneklem t-testi, normal dağılım göstermeyen değişkenler için Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında ki-kare testi veya beklenen hücre sayısının düşük olduğu durumlarda Fisher exact test kullanılmıştır. Tüm istatistiksel analizlerde iki yönlü testler kullanıldı ve p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Hipotiroidi saptanan hasta sayısının az olması nedeniyle Hipotiroidi saptanan olgu sayısının az olması nedeniyle grup karşılaştırmaları keşifsel (exploratory) nitelikte değerlendirilmiş olup, çok değişkenli lojistik regresyon analizi yapılmamıştır.
Bulgular
Çalışma döneminde YDYBÜ’mizde NTD ile toplam 68 hasta izlendi. Dışlama kriterleri sonrasında 49 hastanın verileri değerlendirildi. Olguların 30’u (%61,2) kız, 19’u (%38,8) erkekti. Ortalama anne yaşı 27,56±6,10 yıl, ortalama gebelik haftası 37±3 hafta ve ortalama doğum ağırlığı 2887±670 g idi. Olguların 43’ü (%87,7) sezaryen, 6’sı (%12,3) normal spontan vajinal yol ile doğmuştu. Otuz olgu (%61,2) term, 19 olgu (%38,8) prematüreydi. On altı olgu (%32,7) postnatal ilk 3 gün içinde, 33 olgu (%67,3) ise sonraki günlerde opere edildi. Ortalama hastanede yatış süresi 13±12 gün olarak saptandı. Olguların demografik ve perinatal özellikleri Tablo 1 ‘de gösterilmiştir.
Nöral tüp defektlerinin lokalizasyonu değerlendirildiğinde, olguların en sık lumbosakral (%34,7; n=17), lomber (%30,6; n=15) ve torakolomber (%26,5; n=13) bölgelerde yerleştiği saptandı. Daha nadir olarak iki olguda (%4) servikal, birer olguda ise (%2) sakral ve sakrokoksigeal yerleşim mevcuttu. Eşlik eden klinik bulgular incelendiğinde, olguların %55,1’inde (n=27) hidrosefali bulunduğu, %40,8’ine (n=20) ise ventriküloperitoneal şant uygulandığı belirlendi (Tablo 2).
Tiroid fonksiyon testleri değerlendirildiğinde, olguların 25’inde (%51,0) tiroid fonksiyon testleri postnatal ilk hafta içinde çalışılmıştı. İlk hafta değerlendirilen olguların 5’inde (%20,0), tüm kohortun ise %10,2’sinde hipotiroidi ile uyumlu tiroid fonksiyon testi bozukluğu saptandı. Bu olguların %6,2’sine (n=3) levotiroksin tedavisi başlandı. Ayrıca, olguların %26,5’inde (n=13) yaşamın ilk ayı içerisinde tiroid fonksiyon testi değerlendirmesinin yapılmadığı belirlendi (Tablo 3).
Tiroid fonksiyon testi bozukluğu saptanan ve saptanmayan olgular karşılaştırıldığında, cinsiyet dağılımı açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p=0,142). Benzer şekilde, anne yaşı (p=0,951), gebelik haftası (p=0,855) ve doğum ağırlığı (p=0,339) bakımından da hipotiroidi olan ve olmayan olgular arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık izlenmedi (Tablo 4).
Tiroid fonksiyon testi bozukluğu saptanan beş olgunun tümü kız cinsiyetindeydi. Gebelik haftaları 34+2 ile 38+6 hafta, doğum ağırlıkları ise 1850-3420 g arasında değişmekteydi. Nöral tüp defekti lokalizasyonu iki olguda torakolomber, iki olguda lomber ve bir olguda lumbosakral düzeydeydi. Üç olguda hidrosefali bulunurken, bu olguların tamamına ventriküloperitoneal şant uygulanmıştı. Operasyonlar yaşamın 1-3. günleri arasında gerçekleştirilmiş, tiroid fonksiyon testleri ise postnatal 6-8. günlerde değerlendirilmişti. İlk değerlendirmede TSH düzeyleri 18,1-60,9 mIU/L, serbest T4 (sT4) düzeyleri ise 0,54-0,89 ng/dL arasında saptandı. Beş olgunun üçünde levotiroksin tedavisi başlandı, iki olgu ise tedavisiz izleme alındı. Birinci ay kontrolünde tedavi başlanmayan iki olgunun TSH düzeylerinin normal sınırlara gerilediği (1,08 ve 0,42 mIU/L) ve sT4 düzeylerinin normal olduğu görüldü. Buna karşın levotiroksin tedavisi başlanan üç olgudan ikisinde birinci ayda TSH düzeyleri sırasıyla >100 mIU/L ve 70,8 mIU/L olarak yüksek seyretmeye devam ederken, sT4 düzeyleri düşük (<0,40 ng/dL ve 0,46 ng/dL) bulundu. Diğer tedavi alan olguda ise TSH düzeyi 0,29 mIU/L’ye gerilemiş ve sT4 düzeyi 1,90 ng/dL olarak normal aralıkta saptanmıştır (Tablo 5).
Tartışma
Çalışmamızda 49 olgunun %10,2’sinde, postnatal ilk hafta içinde değerlendirilen olguların ise %20’sinde hipotiroidi ile uyumlu tiroid fonksiyon testi bozukluğu saptanmış ve %6,1’ine levotiroksin tedavisi başlanmıştır. Konjenital hipotiroidi, yenidoğan döneminin en sık görülen endokrin hastalıklarından biridir. Dünya genelinde yaklaşık 1/3000-1/4000 canlı doğumda bildirilirken, güncel tarama programlarında TSH eşiklerinin düşürülmesi ve hafif biyokimyasal formların da saptanabilmesiyle bazı popülasyonlarda bildirilen sıklık 1/2000-1/3000 canlı doğuma kadar yükselmiştir (6-7). Türkiye’de ise ulusal yenidoğan tarama programının 2008-2010 verilerine göre konjenital hipotiroidi sıklığı yaklaşık 1/650 olarak bulunmuş ve dünya ortalamasına göre daha yüksek olduğu bildirilmiştir (8). Çalışmamızda saptanan hipotiroidi ile uyumlu tiroid fonksiyon testi bozukluğu oranları hem dünya hem de ülkemizden bildirilen toplum temelli konjenital hipotiroidi sıklıklarına kıyasla yüksek bulunmuştur.
Nöral tüp defekti tanılı yenidoğanlarda hipotiroidi sıklığını bildiren sınırlı sayıda çalışma olmakla birlikte, mevcut veriler bulgularımızı desteklemektedir. Yorulmaz ve Konak, Konya bölgesinde izlenen 186 NTD tanılı yenidoğanı değerlendirdikleri çalışmalarında 14 olguda konjenital hipotiroidi saptamış ve NTD’li hastalarda konjenital hipotiroidi sıklığını %7,5 olarak bildirmiştir (9). Nöral tüp defektleri spektrumunda yer alan frontoetmoidal ensefalomeningosel hastalarında yapılan başka bir çalışmada da tiroid fonksiyon testi çalışılan 37 hastanın 3’ünde santral hipotiroidi ile uyumlu bulgular saptanmış, diabetes insipidus ve büyüme hormonu eksikliği gibi diğer hipotalamo-hipofizer bozukluklar da bildirilmiştir (10). Benzer şekilde Perrone ve ark. (11), meningomyelosel tanılı 56 çocukta hipofiz, tiroid, adrenal ve gonadal fonksiyonları değerlendirmiştir. Çalışmada 6 olguda normal sT4 düzeyleri ile hafif TSH yüksekliği saptanmış, bazı olgularda TRH uyarısına TSH yanıtının abartılı, uzamış veya gecikmiş olduğu bildirilmiştir. Ayrıca santral puberte prekoks, hiperprolaktinemi ve gonadotropin yanıtlarında bozukluk gibi hipotalamo-hipofizer aksın etkilenimini düşündüren bulgular da gösterilmiştir (11). Bu bulgular, çalışmamızda NTD tanılı yenidoğanlarda saptanan tiroid fonksiyon testi bozukluklarının, daha geniş bir endokrin etkilenimin parçası olabileceğini düşündürmektedir.
Nöral tüp defektleri ile tiroid fonksiyonları arasındaki ilişkiyi açıklayabilecek mekanizmalar tam olarak bilinmemektedir. Sak ve ark. (12), NTD tanılı fetusların amniyotik sıvılarında serbest T4 düzeyinin kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha düşük, total oksidan durum ve paraoksonaz-1 aktivitesinin ise daha yüksek olduğunu bildirmiştir. Bu bulgu, NTD’li olgularda tiroid hormon metabolizması, oksidatif stres ve intrauterin çevresel faktörler arasında olası bir ilişki olabileceğini düşündürmektedir. Bizim çalışmamız intrauterin mekanizmaları doğrudan değerlendirmemektedir. Ancak postnatal dönemde saptanan TFT bozukluklarının yalnızca cerrahi sonrası iyot maruziyetiyle açıklanamayabileceğini, bazı olgularda altta yatan farklı biyolojik mekanizmaların da rol oynayabileceğini düşündürmektedir.
Konjenital hipotiroidili olgularda ek konjenital anomalilerin beklenenden daha sık görülebildiği bildirilmiştir (13). Bu birlikteliğin ortak embriyolojik gelişim süreçleri, genetik yatkınlık ve intrauterin çevresel faktörlerle ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Çalışmamız bu mekanizmaları doğrudan değerlendirmemekle birlikte, NTD gibi majör konjenital anomalisi olan yenidoğanlarda tiroid fonksiyonları testlerinin gözden kaçırılmaması gerektiğini desteklemektedir. Özellikle nörogelişimsel morbidite riski yüksek olan bu hasta grubunda, eşlik eden hipotiroidinin erken tanınması klinik açıdan önem taşımaktadır.
Çalışmamızda TFT bozukluğu saptanan tüm olgular yaşamın ilk üç günü içinde opere edilmişti ve testler postoperatif dönemde çalışılmıştı. Yenidoğanlarda, özellikle prematüre ve hasta bebeklerde, iyot içeren topikal antiseptiklerin cilt yoluyla emilimi geçici veya kalıcı tiroid fonksiyon bozukluğuna yol açabilmektedir (14-15). Nöral tüp defektleri tanılı yenidoğanların önemli bir kısmı yaşamın ilk günlerinde cerrahi girişim geçirmekte ve bu süreçte povidon-iyot gibi iyot içeren antiseptiklere maruz kalabilmektedir. Bu nedenle postoperatif dönemde TSH ve sT4 düzeylerinin izlenmesi klinik açıdan önemlidir. Çalışmamızdaki bulgular, saptanan TFT bozukluklarının tümünün kalıcı konjenital hipotiroidi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini de göstermektedir. Levotiroksin başlanmayan iki olguda birinci ay kontrolünde tiroid fonksiyon testlerinin normale dönmesi, bazı olgularda geçici postoperatif veya iyot ilişkili tiroid fonksiyon bozukluğu gelişmiş olabileceğini düşündürmektedir. Bu nedenle NTD’li yenidoğanlarda anormal TFT saptandığında, tek bir ölçümle kalıcı hipotiroidi tanısı koymak yerine postnatal yaş, klinik durum, operasyon öyküsü, olası iyot maruziyeti ve izlem testleri birlikte değerlendirilmelidir.
Konjenital hipotiroidi ile ilişkili perinatal faktörler literatürde farklı çalışmalarda değerlendirilmiştir. Zhou ve ark. (16), konjenital hipotiroidili olgularda perinatal risk faktörlerini inceledikleri çalışmalarında düşük doğum ağırlığı ve preterm doğumun özellikle geçici konjenital hipotiroidi için risk faktörü olduğunu, ek doğumsal anomalilerin ise kalıcı konjenital hipotiroidi ile daha yakın ilişkili olduğunu bildirmiştir. Jo ve ark. (17) ise konjenital hipotiroidi insidansını gebelik haftası, doğum ağırlığı ve gestasyon haftasına göre doğum ağırlığı açısından değerlendirmiş, prematüre ve düşük doğum ağırlıklı bebeklerde tiroid fonksiyon bozukluklarının daha sık görülebileceğini vurgulamıştır. Waller ve ark.’nın (18) Kaliforniya yenidoğan tarama verilerine dayanan çalışmasında ise doğum ağırlığının, etnik köken ve cinsiyetin konjenital hipotiroidi riskiyle ilişkili olabileceği gösterilmiştir. Ayrıca bazı epidemiyolojik çalışmalarda ileri anne yaşı ve kız cinsiyetin konjenital hipotiroidi ile ilişkili olabileceği bildirilmiştir (19).
Çalışmamızda hipotiroidi ile uyumlu TFT bozukluğu saptanan ve saptanmayan olgular karşılaştırıldığında anne yaşı, gebelik haftası ve doğum ağırlığı açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. TFT bozukluğu saptanan olguların tamamının cinsiyeti kızdı ancak bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Çalışmamızda anlamlı fark saptanmaması, NTD’li yenidoğanlarda hipotiroidi açısından bu faktörlerin etkisiz olduğunu göstermekten çok, örneklem büyüklüğünün ve TFT bozukluğu saptanan olgu sayısının az sayıda olması ile açıklanabilir.
Ülkemizde NTD sıklığının halen dünya ortalamasına kıyasla yüksek seyretmesi, çalışmamızın klinik önemini artırmaktadır. Bu durumun nedenleri arasında perikonsepsiyonel folik asit kullanımının yetersizliği, gebeliklerin önemli bir kısmının plansız gerçekleşmesi, zorunlu folik asit fortifikasyon programlarının yaygın olmaması, bölgesel ve sosyoekonomik farklılıklar, maternal eğitim düzeyi ve genetik/çevresel yatkınlıklar yer almaktadır (4, 5, 9). NTD’li yenidoğanlarda hidrosefali, şant gereksinimi, motor defisit, nörojen mesane, ortopedik sorunlar, üriner sistem komplikasyonları ve uzun dönem rehabilitasyon gereksinimi klinik süreci zorlaştırmaktadır (9, 20). Bu bebekler nörogelişimsel açıdan riskli bir grup olduğundan, eşlik eden hipotiroidinin gözden kaçması mevcut morbiditeye önlenebilir ek katkıda bulunabilir. Bu nedenle NTD tanılı yenidoğanlarda, özellikle erken cerrahi geçiren ve iyot içeren antiseptiklere maruz kalma olasılığı bulunan olgularda, postoperatif dönemde TSH ve sT4 düzeylerinin takip edilmesi önemlidir.
Çalışmanın Kısıtlılıkları
Çalışmamızın başlıca kısıtlılıkları retrospektif ve tek merkezli tasarımlı olmasıdır. Eş zamanlı sağlıklı veya cerrahi girişim geçirmeyen kontrol grubu bulunmadığından, toplum prevalansı ile yapılan karşılaştırma dolaylıdır. İyot içeren antiseptik maruziyetinin miktarı ve süresi tüm olgularda ayrıntılı olarak değerlendirilememiştir. Maternal tiroid hastalığı, maternal iyot durumu, ilaç kullanımı ve yenidoğanın aldığı diğer tedaviler gibi tiroid fonksiyonlarını etkileyebilecek değişkenlere retrospektif olarak eksiksiz ulaşılamamıştır. Ayrıca hipotiroidi ile uyumlu tiroid fonksiyon testi bozukluğu saptanan olgu sayısının yalnızca beş olması nedeniyle grup karşılaştırmaları keşifsel (exploratory) nitelikte olup Tip II hata olasılığı yüksektir. Bu nedenle elde edilen sonuçlar dikkatli yorumlanmalıdır.
Sonuç
Nöral tüp defekti tanılı yenidoğanlarda özellikle erken postoperatif dönemde tiroid fonksiyon testlerinde bozukluklar görülebilmektedir. Çalışmamızda yaşamın ilk haftasında saptanan hipotiroidi ile uyumlu tiroid fonksiyon testi bozukluğu oranı, toplum temelli konjenital hipotiroidi prevalansından yüksek bulunmuş ve Türkiye’den bildirilen NTD serilerindeki hipotiroidi sıklığı ile benzerlik göstermiştir. Bununla birlikte, bu bulgunun gerçek bir risk artışını mı yoksa cerrahi süreç ve iyot maruziyetine bağlı geçici tiroid fonksiyon bozukluklarını mı yansıttığının ortaya konulabilmesi için prospektif, kontrollü ve daha geniş örneklemli çalışmalara gereksinim vardır. Nöral tüp defektli yenidoğanların nörogelişimsel açıdan yüksek riskli bir grup olması nedeniyle, tiroid fonksiyonlarının düzenli olarak izlenmesi; hipotiroidinin erken tanınması, uygun tedavinin zamanında başlanması ve önlenebilir nörogelişimsel olumsuzlukların azaltılması açısından önem taşımaktadır.


